Pazarlama ve iletişim dünyasında uzun yıllar çalıştıktan ve markalaşma adına pek çok projeyi yönettikten sonra hangi noktadayım kendime soruyorum.
Yaşam çok hızlı değişiyor. Yepyeni bir genç nesil koşarak geliyor…
Pazarlamanın ve Markanın bildiğimiz dinamikleri aynı kalabilir mi bu değişen dünyada? Elbette hayır…Yakında bildiğimiz pek çok kaideyi rafa kaldıracağız.
Bizden farklılar çünkü Y ve Z Kuşağı. Uzaydan mı geldiler? Hayır.. Hepimizin çocukları, bizim yeni neslimiz. Ben yetişkin ve henüz 18 yaşına girmeye hazırlanan bir genç annesi olarak önceleri kendi oğlumda gözlemledim bu süreci. Aldığım ve oğlum için seçtiğim ürünler ve hediyeler beğenilmedikçe ve beğenilir gibi yapıldıkça anladım yanlış yolda olduğumu….
Gençtir kendi zevkini oluşturuyor dedim kendimi avutmak için. Halbuki hiç de öyle değildi.. Bu satırları genç jenerasyondan kişilerin de okuyacağını düşünerek mümkün mertebe kısa ve öz yazacağım. Uzun uzun anlatmayacağım. Zaman da sanki değerli onlar için. Daha da sabırsızlar sanki.
Yeni nesil için ürün tek başına yeterli değil; Kombinin doğru kombin olması önemli. Dolayısı ile ürünün nerede durduğu nasıl bütünleştiği önemli. Bütünlük arayışı hakim seçimlerine…
Sosyal medya hesaplarından ürünleri ve tarzları beğenip, ilerlemenin yanı sıra kendilerinden bir şeyler görmek istiyorlar. Kısaca ürünü içselleştirmek. Hadi bakalım düşünelim nasıl başaracak markalar bu içselleştirmeyi?
Rahatlık ve yine rahatlık hep ön planda… İster giyim, ister cafe, ister kozmetik ürünü… Kolaylık ve rahat hissetmek istiyorlar.
Popülerlik galiba eskisi kadar önemli değil artık çünkü herkes popüler sosyal medya sayesinde… Başka başka bir şeyler düşünmemiz lazım Hadi düşünelim bakalım…Acaba sosyal ortamlarda “ Ne farklı” dedirtecek noktaları keşfetmek mi ? Araba markası seçerken de farklı ve özgün olabilmek hedefleniyor. O halde eskiden ben bu arabayı kime satarım derken şimdi bu genç hangi arabayı ister diye düşünmek gibi bir dönüşüm içerisindeyiz. Tabii bir de önemli bir konu daha var… Artık herkes 2030 yıllarına doğru karşılaşacağımız su sıkıntısının ve küresel ısınmanın farkında… Çevreye ne kadar duyarlı bir marka her şeyi ile bilmek istiyor ve tercihlerini de bu doğrultuda yapıyorlar. Su savaşlarından bahsediliyor, gelecek nesillere su ve doğal yaşam haklarını bırakamaz isek neyin önemi var ki?
Teknoloji çılgınlığı gün geçtikçe artarken, markalar, ne kadar telefon ve lap-top lar içerisine girebiliyor, ne gibi sihirbazlıklar geliştirip gençlerin dikkatini çekebiliyor çok çok önemli… Hatta annem için bile. Annem artık yemek tariflerini dahi elindeki cep telefonunda bakıp keşfetmenin keyfini çıkarırken, benim oğlum, belki de daha evvel adını duymadığım markalar arasından seçim yapmaya çalışıyor çok mu?
Kendimi unuttum bu koşturmaca arasında. Hele ben… Bunca yıl marka üzerine oku , yüksek lisanslar yap ve gel şimdi ‘ Marka nedir, nasıl marka olunur’ tüm ezberleri boz… Evet başka yolu yok, ya tüm ezberler bozulacak ya da gidip başka bir meslek bulacağım kendime…
Eskiden marka olmak da daha kolaydı sanki..
Her şey zorlaştı marka olmak ve hatta marka kalabilmek.
Benim gençlik zamanlarımda birkaç marka vardı herkesin peşinden koştuğu şimdi ise sayısız…
Marka olabilmek artık sabun köpüğü gibi. Bugünden dünü yakalayabilen markalar ayakta kalıyor. Ayakta demişken bir de ayakkabı ve özellikle spor ayakkabı markaları bu farklılaşan dünyanın bana göre kazananları… Şöyle bir bakın etrafınıza doğumdan 90’ a herkes spor ayakkabı ile dolaşıyor. Tüm giyim endüstrisi etkileniyor ve çığ gibi büyüyen spor ayakkabı kullanımından… Sahneye dahi sanatçılar spor ayakkabı ile çıkıyor.
Gençlerin tüketim ihtiyaçları en çok da yeme-içme kültüründe kendisini gösteriyor ve e-iş arayışlarında. Benim görüşüm gelecek yüzyıl e-iş projelerinin yüzyılı olacak. Trafik çok, hava şartları derken mis gibi evden yap alışverişini… Tıkla koy sepete, bu kadar kolay işte…
Peki mağazalar AVM’ler ne mi yapacak ? Onlar da markalaşacak ürünlerle değil belki, ancak çok daha farklı açılımları ile…Ürünü bizzat mağazaya giderek satın alma hazzını yaşatacak deneyimler sunacak müşterilerine…
Maliyet analizi yapıldığında belki internet siteleri alışverişleri çok daha karlı, ancak mağazada o bütünlüğü, o müziği, mağazanın kokusunu, satış danışmanın yüzündeki tebessümü görmeden alışveriş yapmak da ne kadar mutlu edecek bizleri?
Yahut beni ben mağazadan girmeden tanıyan bir sistem olsa mesela… Yeni gelen ürünlerden seçse ve sunsa bana, ne güzel olurdu değil mi? AVM ye gitmek için her gün ayrı bir sebebim olsa. Etkinlikler, söyleşiler artık AVM’ lerde çok fazla. Ancak ben bunları kastetmiyorum, çok daha ötesini hayal edebilmeli markalar…Belki bir yapay zekanın benim için seçtiği bir ürünü deneyimleyebilmeliyim. Yahut sinema salonunda sinema filminin içerisinde yürüyebilmeliyim, hissedebilmeliyim. Çok daha fütürist çılgınlıklar görmeliyim ki artık ben de şaşırayım..
Bir Beyaz Eşya dükkanı satan mağazaya gittiğimde, arzu ettiğim ihtiyacım olan buzdolabını ben tasarlayabilmeliyim kendi ihtiyaçlarıma göre…Dev beyaz eşya dükkanı mağazalarında uzay üssü ortamlarda benim hayal gücüm eşlik edebilmeli benim bu mağazadan alışveriş edebilmeme… Hala mecbur isem iki kapılı yahut tek kapılı birkaç model buzdolabına, uzay üssü mağaza benim için yeterli değil hala…
Keşfetmek daha önemli Y ve Z kuşakları için. Deneyimlemek. Marka olacak isek ve marka kalacak isek keşfedecek ne çok şey olduğuna önce kendimiz inanacağız. Önce kendimiz deneyimleyebileceğiz bu kuşakların duygu ve beklentilerini.
Artık hiçbir şey kolay değil eskisi gibi. Fiyat- marka ilişkisinde çok bilinmeyenli denklemler çıkacak karşımıza.. Hazır mıyız ? Hazırlanıyor muyuz ? Ben kendim bir marka danışmanı olarak hazır mıyım tüm bu birbirinden heyecanlı, beklenmedik marka serüvenlerine?
Sevgiyle
22 Ocak 2018